Der klitzekleine Hund / Minicik Köpek

Abends im Bett kann Paul lange nicht einschlafen. Immer wieder muss er an Rolf und Markus denken. Und an Helen und Evi und an das Baumhaus. Sie sind doch alle seine Freunde, sie sind die Rote Bande! Wieso sind Markus und Rolf nur so fies zu Kaspar? Kaspar ist doch jetzt auch sein Freund! Am liebsten möchte er mit allen spielen!

Was soll er nur mit Rolf und Markus anfangen, wenn sie Kaspar gar nicht mögen? Paul seufzt. „Am besten ist es, wenn ich sie aufteile”, denkt er.

Montag: Kaspar-Tag.
Dienstag: Rote-Bande-Tag.
Donnerstag: Rote-Bande-Tag.
Mittwoch: Kaspar-Tag.

Immer schön im Wechsel. Das wäre eine gute Idee. Mal überlegen: Heute war Montag, also Kaspar-Tag! Dann kann er doch morgen wieder zum Baumhaus gehen

Am Dienstag macht Paul sich also auf den Weg zum Baumhaus, Er hat ein paar Comichefte und zwei Tafeln Schokolade zur Verpflegung dabei.

Paul biegt beim Zeisigweg um die Ecke. Da stehen ja Helen und Evi. Und Kaspar ist auch da! Kaspar hat seinen Hund auf dem Arm.

„Schau mal, Paul!”, ruft Evi begeistert. „Ist der nicht total niedlich?” Die Mädchen streicheln den kleinen Hund. Sie sind ganz aus dem Häuschen. „So einen hätte ich auch gern”, schwärmt Evi. „Er hat noch keinen Namen! Wir nennen ihn Flo, weil er so winzig ist!” „Oder Mücke!”, ruft Helen. „Mücke ist cool”,sagt Kaspar. „Das gefällt mir!”

„ Wir nehmen Mücke mit zum Baumhaus!”, schlägt Helen vor. „Hast du Lust?” Sie sieht Kaspar fragend an. „Ja, komm doch mit!”, ruft Paul. Kaspar ist unsicher. „Vor Markus und Rolf musst du keine Angst haben!” meint Evi. „Du hast ja uns!” „Genau!”, sagt Paul. „Du hast uns!” „Na gut”,sagt Kaspar.

„ Überredet!” Paul freut sich. Evi und Helen dürfen abwechselnd den Hund tragen. Zu viert stapfen sie über die große Wiese.

 

MİNİCİK KÖPEK
Akşamları Paul’u yatakta uzun süre uyku tutmazdı. Hep Rolfì. Markus´u. Helen`i, Evi´yi ve ağaç evi düşünmek gerekiyordu. Onlar onun arkadaşlarıydı çünkü onlar “Kırmızı Çeteydi”. Markus ve Rolf niye Kaspar´a karşı haince davranıyorlardı? Şimdi Kaspar’da onun arkadaşıydı ve en iyisi artık hepsiyle beraber oynamak istiyordu.

Paul “Rolf ve Markus Kasper´i hiç sevmediklere göre ikisiyle nasıl başa çıkabilirim?” diye hayıflandı. En iyisi onları iki gruba ayıralım diye düşündü.

Pazartesi: Kasper Günü
Salı: Kırmızı Çete Günü
Çarşamba: Kasper Günü
Perşembe: Kırmızı Çete Günü

Hep dönüşümlü olacaktı. Bu çok güzel bir fikirdi. Paul düşündü: O gün Pazartesiydi, yanı Kapsper Günüydü. Demek ki ertesi gün yine ağaç eve gidebilecekti.

Paul Salı günü yine ağaç eve yoluna çıktı. Yanına birkaç çizgi roman ve atıştırmak için iki kalıp çıkolata aldı.

Paul Zeisigweg köşesine döndü. Orada Helen ile Evi duruyordu ve Kasper de gelmişti. Kasper ellinde minicik köpeğini taşıyordu.

Evi “Baksana, Paul. Ne kadar cici bir köpek” diye hayranca seslendi. Kızlar küçük köpeği okşayarak aşka geldiler. Evi bayılarak “ Ben de böyle bir köpek isterdim dedi. “Onun hala bir ismi yok. Çok küçük olduğu için ona Pire diyebiliriz” diye devam etti. Helen “Ya da Sivrisinek” diye bağırdı. Kasper” Sivrisinek çok harika. Bu da benim hoşuma gidiyor” dedi.

Helen “Sivrisinek`i ağaç eve yanımızda götürürüz” diye önerdi. Kasper`a bakarak “Sen de gelmek istermisin?” diye sordu. Paul “Evet, sen de bizimle gel” diye seslendi. Ama Kasper çekiniyordu. Evi Kasper´a “Markus ve Rolf´dan korkmana gerek yok. Biz de varız” dedi. Paul da “Elbette biz de varız” diye tekraladı.

Kasper “Tamam beni ikna ettiniz” dedi. Kasper da bir Evi´nin bir Helen´in köpeği taşınmasına izin verdi. Dört kişi büyük çayırda yürümeye başladı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.